YENİ

duyuruYENİ VİDEOLAR EKLENMİŞTİR.

( Davut AÇIKGÖZ, Ümmethan BODUR ve Şerif ZENGİN'İN KENDİLERİYLE YAPMIŞ OLDUĞUMUZ SOHBETLER EKLENMİŞTİR.)

HAYVAN TAKVİMİ

Saat


HEDİYELEŞME
hediyealisveris PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 

                                                                                   ÖZET
Bir milletin varlığı kültür zenginliklerinin yaşatılmasına bağlıdır. Gelenek, görenek, töre, örf ve âdetle­ri, inanç ve uygulamaları, yaşam biçimleri, giyim-kuşamları, mutfağı vb. ile bir hazine durumunda olan Türk milleti, bu zenginliklerini nesilden nesile devam ettirerek varlığını sürdürmektedir. Bu zenginliklerden biri olan hediyeleşme; doğum, sünnet, kız isteme, nişan, düğün, bayram gibi kişiyi ve toplumu ilgilendiren hâdise­lere bağlı olarak gerçekleştirilen bir nezâket ifadesidir.Hediyeleşme, söylenemeyen duyguların ifadesi, gönülden ve akıldan geçirilen bütün hislerin somutlaş-tırılarak eyleme dönüştürülmesidir. Bu çalışmamızda, Kazak Türklerinde evlenme geleneğine bağlı olarak, geçmişten günümüze uygulanan hediye alışverişini, örf ve âdetler doğrultusunda ve Türkiye'deki hediye uy­gulamaları ile karşılaştırarak izah ettik.            
                                                   
                ABSTRACT
Well being of a nation depends on keeping cultural heritage alive. Turkish nation, like a treasure with its customs, traditions, morals, consuetude, beliefs and practices, life patterns, dress and finery, and kitchen etc., perpetuate its well being by carrying on its cultural heritage for the next generations. Gift practice, one of these cultural heritages, is an expression of courtesy on events concerning individual life and social life such as birth, circumcision, ceremony of asking approval of girls' parents for marriage, engagement, marriage, and fest.
Gift practice is an expression of feelings that cannot be explained and all emotions in mind and hearth are transformed to a concrete action with that. In this article it the gift practices carried out from past to today in Kazakh Turks in line with customs and traditions are presented by making comparisons with gift practices in Turkey.  

GİRİŞ


Kendini her anlamda kanıtlamış olan Türk toplulukları örf ve âdetleri, inanç ve uygulamaları, yaşam biçimleri, giyim-kuşamları, mutfağı vb. ile   büyük bir zenginliğe sahiptir. Türk kültürü içerisinde önemli bir yere sahip olan he-diyeleşme de bu kültür zenginliğinin bü­yük bir halkasını oluşturmaktadır. Zira hediyeleşme; doğum, sünnet, kız isteme, nişan, düğün, bayram gibi kişiyi ve top­lumu ilgilendiren hadiselere bağlı olarak gerçekleştirilen bir nezaket ifadesidir. Hediye alışverişi, bir bakıma söyle- nemeyen duyguların ifadesi, gönülden ve akıldan geçirilen bütün hislerin somut-laştırılarak eyleme dönüştürülmesidir. İnsanlar, birbirlerine verdikleri değeri göstermek amacıyla duygularını somut-laştırır ve bunu bir hediyeyle ölümsüz-leştirirler.
Hediye alışverişinin altında gönül alma, fedakârlık yapma, sevindir­me, mutlu etme, maddi ve manevi destek sağlama, iyilik, tokgözlülük, cömertlik gibi duygu ve düşünceler vardır. Gelene­ğimizden kopup gelen hediyenin maddi boyutu insanlar için pek de önemli değil­dir. "Çam sakızı çoban armağanı...", "Az veren candan, çok veren maldan..." vb. düşüncelere bağlı olarak yürekten sunu­lan hediyeler ile bir insana unutulmadığı gösterilebilir, özel bir günün anlamı ha-tırlatılmaya çalışılır ya da daha önemlisi yaşama sevinci verilebilir. Bu sayede, hediye bazen kutlama, bazen teşekkür, bazen de özür dilemek yerine geçebilir. Alınan hediyeler bu yönleriyle kişinin tarzını, ruh halini yansıtır. İnsanlar çoğu zaman "Hediyenin ne önemi var." tarzında ifadeler kullansalar da aslın­da hediyenin ve hediyeleşmenin büyük önemi, anlamı vardır. Hediye sayesinde insanlar, çoğu zaman telaffuz edemedik­leri duygu ve düşüncelerini ifade etme fırsatı bulurlar.

Hediyeyle gönül alır, kırılan kalpleri onarır, fedakârlık yapar, sevgi ve saygılarını göstermiş olurlar.
Hediye alışverişinin güzel ve anlam­lı bir şekilde nasıl işlendiğine, hediyeleş-menin aşk, sevgi, fedakârlık, samimiyet, cömertlik gibi duygulara nasıl tercüman olduğuna Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım adlı roman içerisin­de anlatılan bir masalda tesadüf ettik. Kahraman, annesinden dinlediği masalı şu şekilde anlatmaktadır: Bir delikanlı ile bir genç kız birbirlerine deli gibi âşık olurlar. Birbirlerini o kadar çok sever­ler ki nişanlanmaya karar verirler. Ge­nellikle nişanlılar birbirlerine hediyeler sunarlar. Ancak delikanlı yoksuldur ve hediye alacak parası yoktur. Sahip ol­duğu tek zenginlik, ona dedesinden ka­lan saattir. Delikanlı, sevgilisinin güzel saçlarını düşünerek ona gümüş bir tarak almak ister. Bunun için de dedesinden kalan kol saatini satmaya karar verir. Aynı şekilde genç kızın da sevdiği erkeğe nişanlılık hediyesi alacak parası yoktur. O da yaşadığı yerin en büyük tüccarına giderek, kestirdiği saçlarını satar. Eline geçen parayla da sevdiği adamın saati­ne altın bir köstek satın alır ve nişan­lanacakları gün buluştuklarında genç kız nişanlısına, onun sattığı saat için bir köstek; delikanhysa genç kıza, kızın kestirdiği saçlarını taraması için gü­müş bir tarak hediye eder (Coelho 2004: 203-204). Hediyelerin kullanılacağı alan kalmamış olsa da niyet ve fedakârlık unutulmayacak kadar büyük ve önemli boyuttadır.Türk kültüründe hediye alışverişi, verildiği zamanlara göre çeşitlilik gös­termektedir.
Doğum günü, evlilik yıl­dönümü, anneler günü, yılbaşı gibi özel günlerde verilen hediyeler, Türk kültü­rüne Batı'dan gelmiştir. Geleneğimizde bu günlere bağlı olarak hediyeleşme yeni yeni görülmektedir. Türk kültüründe daha çok dinî ve millî bayramlarda, do­ğum, nişan, askere uğurlama, uzak yola gönderme, düğün gibi günlerde hediye-leşmeler görülür.

Bütün Türk boylarında olduğu gibi Kazak Türkleri arasında da hediyenin oldukça önemli bir yeri vardır. Onlar, doğumdan ölüme kadar hayatlarının bü­tün devrelerini hediyelerle süslemiş ve anlamlı hale getirmişler, belirli günlerde hediyeler vererek birbirlerini onurlan­dırmışlardır. Hediyeleşmenin hak ettiği yeri bulduğu önemli zamanlardan biri de evlenmeye bağlı olarak gerçekleşti­rilen hediye alışverişidir. İnsanların en önemli geçiş dönemlerinden biri olan ev­lilik ve evliliğe bağlı olarak sunulan he­diyeler, insanların duygularıyla birlikte toplumların da gelenek ve göreneklerini yansıtmaktadır. Evlilik müessesesinin gerek dinî kurallara gerekse toplum ku­rallarına göre kutsallık arz etmesi, evli­lik öncesi ve sonrasındaki uygulamaları da kutlu bir gelenek haline getirmiştir.

Bu çalışmamızda, Kazak Türkle­rinde evlenme geleneğine bağlı olarak geçmişten günümüze uygulanan hediye alışverişini örf ve âdetler doğrultusunda değerlendireceğiz. Aynı zamanda Kazak Türklerindeki hediye uygulamaları ile Türkiye'nin çeşitli illerindeki hediye uy­gulamalarını evlilikteki aşamalara göre başlıklar altında örneklerle karşılaştıra­cağız.

 1. KIZ İSTEME VE KALIN/KA­LIM

Türk kültüründe aile kurmak, so­yun devamını sağlamak ve toplumun ge­reklerini yerine getirmek amacıyla evli­lik şart görülmüştür. Toplumları ayakta tutan bireylerdir. Bir toplumda zihinsel ve bedensel açıdan sağlıklı bireylerin yetişmesi için de aile kurmak gerekmek­tedir. Aile kurmanın ilk aşaması evlilik, evliliğin ilk aşaması da kız istemedir. Bu başlık altında kız istemeye bağlı olarak hediyeleşme geleneği üzerinde duraca­ğız. Kazak Türklerinde kızla erkek tarafının anlaşmasıyla birlikte hediye-leşmenin ilk adımları da atılmış olur. Sonraki dönemlerde de hediye alışverişi karşılıklı olarak devam eder. Erkek ta­rafından bir grup, kızı istemeye gider. Kızı istemeye giden erkek tarafı, kızın babasına iyi cins bir at götürür. Kız ta­rafının istediği hediyeler, düğün için alınacaklar ve "kalım/kalın" adı verilen başlık parası hakkında konuşmalar ya­pılır.
Kalım genellikle büyük baş hayvan olur. Deve, hızlı at, pahalı halı, elmas kı­lıç, kürk vb. gibi değerli bir eşyayı kalım olarak verebilirler. Kızın babası da iste­meden sonra oğlana "çapan" adı verilen bir giysi gönderir. Erkek

ve kız tarafı her gidiş gelişte birbirlerine hediyeler verir­ler. Oğlan kimsesizse, parası yoksa kızı ister, ama başlık parası yerine kız tara­fına gidip işçi olarak çalışır. Maddi duru­mu kötü olan aileler ise beşik kertmesi yaparlar. Böylece kız beşikteyken hazır­lıklara başlanmış olur. Beşik kertmesi yapan ailelerde erkek tarafı kız tarafına başlık parası olarak büyük baş hayvan verir. Kız tarafı da yavaş yavaş çeyizi hazırlar. Zenginler genellikle beşik kert­mesi yapmazlar (K2, K3).Kazakistan'da kız istemeye çok ka­labalık bir şekilde gidilir ve orada birkaç gün kalınır. Ancak kız evinde uyunmaz. Hatta uyuyan kimselerin saçı yastığa, kıyafetleri de yatağa dikilerek onlara ceza verilir. Kızın babası, kızını isteme­ye gelenlere "kiyit" adı verilen hediye ve sürü verir. Özellikle oğlanın babasına da üzerine binilen iyi cins bir at, "çapan" adı verilen geleneksel Kazak giysisi verilir (K6). Kiyit, Kazaklarda hâlâ yaşayan bir gelenektir. Dünürlüğün asıl işareti sayı­lan kiyit, bir yakasına kunduz kürkü ge­çirilmiş giysi, kurt kürkünden yapılmış bir palto, güzel bir hah ya da kıymetli başka bir eşya olabilir (Köse, 2001: 135). Kiyit'i genel olarak, Kazakistan'da kızı istemeye gelenlere verilen hediye olarak tanımlayabiliriz Bu hediye, dünürlük ve akrabalık bağlarının pekişmesini sağla­yan daha çok asıl isteme sırasında veri­len bir hediyedir. Kazakistan'da hediye ahşverişi tek taraflı gerçekleşmez.
Hem kız tarafı hem de erkek tarafı, yarışırca­sına birbirine en ağır hediyelerden ve­rir. Hatta kız tarafı, erkek tarafına göre daha çok hediye verir.
Kazakistan'da kız, resmen istemeye gidildiğinde ona baştan ayağa kıyafetler, yengelerine güzel kumaşlardan hedi­yeler alınır. Ayrıca koyun, at, inek gibi maddi durumlarına göre hediye ya da para da götürürler (K3). Kız verildikten sonra oğlan, kızı görmeye gider, gider­ken de kız tarafının istediği hediyeleri götürür. Hediyeleri götürdüğü zaman da oğlana kiyit verilir. Kızın babası oğlana çok pahalı giysi, at için malzeme veya büyük baş hayvan hediye eder (K6).Görüldüğü üzere kız evine ilk gidiş, kızın ailesiyle konuşma, kızı isteme he­diye eşliğinde gerçekleştirilir ki bu da hediyenin önemini göstermektedir. Zira böyle önemli bir günde önemli bir ko­nuşma hediyesiz gerçekleştirilmez. Her aşama hediye ile güzelleştirilir. Hediye burada bir bakıma destek ve güçtür. Er­kek tarafı kız tarafına gücünü sözlerle ifade etmek yerine daha etkili ve inandı­rıcı olacağını düşündüğü için hediyelere başvurmaktadır.Göçebe toplumlarında belki de en değerli hediye attır. Zorlu hayat koşul­larında insanların en büyük yardımcısı, sırdaşı, dostu at olmuştur. Sıkıntılar, zorluklar, engeller daima at sayesinde atlatılmıştır. Bu sebeple Kazak Türkle­rinde de hesaplar at üzerinden yapılır ve özellikle eskiden Kazakistan'da durumu iyi olan aileler kız görmeye gittiklerinde kızın ailesine yardımcı olsun diye sürüy­le at verirler.
Nitekim Aksoy da Kazaklarda "kalın"ın, at üzerinden hesaplandığını ifade eder. Çünkü Kazaklarda atın çok büyük bir saygınlığı vardır. Kalın öden­meden evlenme de olmaz. Bu sebeple erkek çocuk, küçük yaşlardayken baba­sı da kalın hazırlıklarına başlar (Aksoy 1996: 101).Kazakistan'da ancak başlık öden­dikten sonra oğlan kızı görebilir (K2). Bu da başlığın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Ayrıca Kazakistan'da kız, başlık parası verilerek alındığı için nişanlıyken ölse bile yerine baldız alınır. Çünkü başlığı verilmiştir ve artık oğlan evine aittir. Eğer kızın kocası ölürse er­kek tarafından biriyle evlenmek zorun­dadır (K2). Türkiye'de de bu gelenek zayıflamış olmakla birlikte kırsal kesim­lerde hâlâ böyle evliliklere rastlanmak­tadır.Türkiye'de de evlenme âdetleri ve bu âdetlere bağlı olarak gerçekleştiri­len hediye alışverişi Kazakistan'dan pek farklı değildir. Anadolu'nun hemen he­men bütün şehir ve köylerinde birbirin­den az çok değişiklik gösterse de genel­likle benzer uygulamalar yapılmaktadır.
Ancak Türkiye'de kalın yani başlık pa­rası isteme geleneği oldukça zayıflamış­tır. Sadece Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin bazı köylerinde bu gelenek devam etmektedir.
 Kazakistan'da kızın babası kızını vermeye razı olursa karşılıklı hediye-leşmeler artarak devam eder. Ailenin büyüğü kızı gerçek anlamda istemeye gider. İstemeye giderken de yine birta­kım hediyeler götürülür. Kızı istemeye anne baba değil, aileden büyükler gider. Eğer kız verilirse oğlanın babası o za­man gider ve düğün tarihi ile düğündeki hediyeler hakkında konuşulur. Ailelerin maddi durumuna göre az, orta ya da çok büyük hediyeler verilir. Maddi durumu iyi olan aileler hediyeleri deve ve yav­rusuyla bazen de at ve yavrusuyla gön­derirler. Kazakistan'da erkekler bütün bunları yerine getirmek için uzun yıllar çalışmak zorunda kalırlar ve genellikle kırk yaş civarında evlenebilirler. Gele­nek ve görenekler onları geç evlenmeye bir bakıma zorlamıştır (K2). Ancak bu zor şartlar ve uygulamalar aileden aileye değişiklik göstermektedir. Bazı ailelerin istekleri diğerlerine göre çok daha ağır­ken bazılarınınki oldukça rahattır (K3). Yozgat'ta da oğlan tarafının başlık para­sını temin etmeleri uzun sürünce düğünde uzar (Rayman 2004: 308).Kazakistan'da hediye olarak hayvan verilirken 20 sayısı üzerinden hesapla­ma yapılır. Aile hem hediye hem de baş-hk isteyebilir. Bu durumda da 7 ile biten miktar kadar hediye verilir. 27 deve, 37 at vb. Genelde hediyeler karşılıklı olarak verilir. Sadece başlık parasının karşılığı verilmez. Çünkü o, hediye olarak kabul edilmez .
Kazak Türklerinde 7 sayısı çok kutsaldır. Bir şeyin miktarı 7 olursa onun daha iyi, daha kutlu olacağına ina­nılır. Aynı şekilde 9 sayısı da kutsaldır. Hediyeler adlandırılırken bir dokuz, iki dokuz şeklinde adlandırmalar yapılır (K3). Kazak Türklerinde eski Türk gele­neğinden gelen ve rakamlara yüklenen sembolik anlamlar devam ettirilmek­tedir. Sosyal hayatın her aşamasında olduğu gibi evlilikte de kişilerin, hediye­lerin tek sayıda olmasına dikkat edilir. Özellikle, alınan hediye sayısının içinde mutlaka 7 ve 9 sayısının olması istenir. Bu şekilde alınan hediyelerin daha kutlu olacağına ve yeni evlilere uğur getirece­ğine inanılır.
Kazakistan'da olduğu gibi Fırat Havzasının hemen hemen her yerinde kız istemeye giderken hem erkek tarafı hem de kız tarafı bazı hazırlıklar yapar. Erkek tarafı çeşitli hediyeler, kuruyemiş, meşrubat, çikolata gibi şeyler alarak kız evine gelir.
Kız istemeye gidilirken alı­nan hediyeye "dil bağı" denmektedir 
 

2. SÖZ KESME/NİŞAN

Kız isteme ve kalımdan sonra söz kesimi ve nişan merasimi olur ki bu aşa­malar da başından sonuna kadar hediye­lerle renklendirilir. Bazı yörelerde "şer­bet" ya da "yüzük" adı da verilen söz kes­me merasimi, nişandan ayrı yapılırken bazı yörelerde nişanla birlikte yapılır.Kazakistan'da eğer kız tarafı kız­larını vermeye razı olurlarsa kıza küpe takılır. Küpe, kızın sahiplenildiğini, sözlü olduğunu göstermek amacıyla takılır. Söz kesildikten bir süre sonra âdet olduğu üzere kızın babası da oğ­lan evine gider ve oradan da hediye alır (K3). Türkiye'de kız istendikten sonra söz kesilir ve söz işareti olarak da hem kıza hem de erkeğe yüzük takılır. Ancak Kazakistan'da farklı olarak yüzük yeri­ne küpe takılmaktadır.Kazakistan'da kız istemeye gidil­diğinde küpe yerine yüzük de takıldığı olur. Erkek tarafı kız istemeye gittiğinde birinci kapıda kızın yengeleri, ikinci ka­pıda teyzeleri, üçüncü kapıda da halaları bekler ve damattan "ayak bastı parası" alırlar. Bu aşamada damattan büyük küçük her türlü hediye istenir (K7).Türkiye'nin bütün bölgelerin­de Kazakistan'daki gibi hediyeleşme-ye oldukça önem verilir. Erdentuğ da Türkiye'de evlenme ile ilgili görenek­lerden hediye verme ve alma göreneği­nin bir akrabalık vazifesi olarak görül­düğünü, sadece evlilik için değil, nişan merasimi için de erkek ve kız tarafının birbirlerine hediyeler verdiğini, bu hedi­yelerin sinilere toplanıp, takdiminin de aleni olarak yapıldığını ifade eder. Tak­dimi yapılan hediyeler de ya bir eşya ya da paradır (Erdentuğ 1977: 72).
Kazak Türklerinde olduğu gibi Türkiye'de de oğlan evi, kız evine gider­ken eli boş gitmez. Elazığ'da söz kesimi­ne giden oğlan evi, kız evine limon, şeker, kahve, bisküvi gibi malzemeler ile geline bilezik götürür. Kızın ailesi tarafından yapılan şerbet sürahiye konulur, süra­hinin ağzına bir şifon bağlanır ve ertesi gün oğlana gönderilir. O sürahi ve örtü, oğlan evinde kalır Kadirli ve Sumbas'ta kız istemeye giderken oğlan tarafından tatlı, lokum, bisküvi, şeker, çikolata gibi tatlı bir yiye­cek götürülür, işlerin tatlılıkla ilerlemesi için özellikle tatlı olmasına dikkat edilir (Şimşek 2003: 140).
Söz kesiminde ya da düğünün öncesi ve sonrasında erkek ta­rafından tatlı getirilir ki gelinle damadın arası daima tatlı olsun, ömürleri tatlılık içerisinde geçsin.
Trabzon'da nişandan üç gün önce kız evine şekerle dolu bir sele gönderilir. Ayrıca bir de nişan takımı adı verilen iç çamaşırı, gecelik, elbiselik, bir çift terlik, çorap ve makyaj takımı gider Sumbas'ta ise sebebi bilinmez ama tatlı yerine söz pilavı yapılır. Kız tarafı kabul ettikten sonra oğlan tarafı hindi veya horoz kesip suyuna pilav yapar. Pi­lav da hep birlikte yenir (Şimşek 2003:140).Samsun'da da nişan takmaya giden erkek tarafı, kız tarafına hediyeler götü­rür. Kız tarafından oğlan evine; şerbet olan bir sürahi, mendil ve ayrıca nişan hediyeleri gönderilir. Nişanın ertesi günü de kız evinde yemek yenir ve eğle­nilir (Erdentuğ 1977: 74).

Kazakistan'da da kız tarafı nişan sırasında yemek ve­rir (K1). Nişandan önce ve sonra yemek verilmesi ile misafirlerin gönlü hoş tutu­lur, duaları alınır. Yeni çiftlere bolluk ve bereket gelmesi istenir.
Yozgat'ta nişanlanacak olan kıza, oğlan evi tarafından elbise, takı gibi he­diyeler alınır. Oğlan tarafına yakın bir kadın da kıza gelen hediyeleri söyler. Buna "saçı okuma" denir. Nişandan son­ra kız evi, oğlan evine çerez, meyve, ye­meni, gömlek, atlet gönderir. Oğlan evi de bu hediyeleri kendi akrabalarına da­ğıtır. Damat, nişanda bulunmadığı için nişandan sonra kız evi, damada takım elbise, iç çamaşırı, yüzük; annesi ve ya­kınlarına da hediyeler gönderir. Ayrıca çörek yapıp, tavuk da keserler. Önceden oğlan evine haber verildiği için oğlan evi de yemek hazırlar. Bu arada damadın hediyeleri bir sini içine konularak gön­derilir. Erkek tarafı da düğün gününe kadar kız evine hediyeler gönderir (Ray-man 2004: 294-296).
Kazakistan'da sözlenmiş kızlar, el­maslarla, altınlarla süslenmiş uzun bir şapka takarlar. Kızın başında şapka görenler onun sözlü olduğunu anlarlar. Onu görmeye gelenler de kızın başından gümüş para atarlar (K2).
Elazığ'da da eskiden sözlü kızlara değil ama gelinle­rin başına süslü şapkalar takılır ve onu görmeye gelenler başından aşağı paralar atarlardı (K1).
Yozgat halkının düğün­lerinde de gelinin başına bir fes geçiri­lir. Fesin başına da "poşu" adı verilen rengarenk tülbentler örtülür (Rayman
2004: 309).
Fırat Havzası Akbuğday'da,
istemeden birkaç gün sonra söz kesimin­de yüzük takıldıktan sonra erkek tarafı kıza yazma hediye eder. Bu yazma, geli­nin başının bağlandığını sembolize eder(Çopuroğlu 2000: 182).
Bütün bu ema­reler sözlü olmanın, başı bağlı olmanın emareleridir.
Türkiye'nin pek çok ilinde nişan ile düğün arasına bayram girerse kıza bay­ram hediyesi gönderilir. Bu hediyeler çamaşır, kıyafet, altın gibi eşyalardır. Kurban bayramında ise süslenmiş ve boynuna altın takılmış kurbanlık koç hediye olarak götürülür. Elazığ'da da kız evi, nişandan sonra genellikle damada, ailesine ve akrabalarına hediyeler gön­derir. Elazığ'da nişan ve düğün arasına kurban bayramı denk gelirse kıza kur­banlık koyun gider; kurbanlık, altınla ve kırmızı kurdeleyle süslenir. Kimi zaman da rengarenk boyanır. Kurbanlık koyun veya koçla birlikte kına da gönderilir(K1).Düğünlerdeki hediye geleneği anlat­maya dayalı türlerde de karşımıza çık­maktadır.
Dede Korkut Hikâyeleri'nden Bamsı Beyrek boyunda Bamsı Beyrek, Banu Çiçek tarafından şart koşulduğu üzere kızı güreşte yener ve onunla evlen­meye hak kazanır. Böylece düğün kutlu olsun diyerek ilk hediyesini kıza verir. Bu hediye yüzüktür ve kızla oğlan ara­sında nişan olur (Ergin 2005: 64). "İbn Sînâ" hikâyelerinde de Ebu Ali Sînâ, pa­dişahın kızına nişan olarak iki yüz kıvır­cık tüylü kırmızı deve, iki yüz Arabî at, iki yüz Rûmî gulam, vb. gibi pek çok he­diye gönderir. Nişandan sonra da bu he-diyeleşme merasimi devam eder. Ebu Ali Sînâ, kızın babasına kırk gün boyunca, her gün sihirle ortaya çıkardığı muhte­şem hediyeler gönderir ve halkı kendisi­ne hayran bırakır (Şenocak 2005: 196).
Türk kültüründe hediyeleşmenin anlamına uygun bir şekilde yerine geti­rildiği, örneklerden de anlaşılmaktadır. Görüldüğü üzere düğüne bağlı olarak sunulan hediyeler sadece sözlü gelenek­te değil roman, destan, hikâye gibi an­latmaya dayalı türlerde de yaşatılmak­tadır.

Hem Kazakistan'da hem de Türkiye'de kız istendikten sonra söz ke­silir. Söz kesimi ve nişan bazı yerlerde beraber, bazı yerlerde ayrı ayrı yapıl­maktadır. Söz kesimine giderken tatlı konuşmak amacıyla mutlaka tatlı yiye­cek ve içecek gider. Ayrıca geline ve aile­sine bazı hediyeler alınır. Nişandan önce daha çok oğlan evi, nişandan sonra kız evi hediye alır. Bu hediyeler karşılıklı olarak sunulur. Hediye alışverişi çeyiz ile devam eder.

 3. ÇEYİZ

"Kız beşikte çeyiz sandıkta" sözü Anadolu'daki her anne için geçerli hâle gelmiş, kız evladı olan, varlık-yokluk dinlemeden çeyiz hazırlamıştır. Çeyiz, hem kızın hem de ailesinin varlığı, eme­ği, şerefi, namusu, güvencesi, haysiye­tidir. Bu bakımdan kız çeyizine, daha o beşikteyken başlanır.Kazak Türkleri arasında gelin edi­len kıza verilecek olan "düniye mülik" (dünya malı)'e "casav" adını verirler. Ka­zaklar kız çeyizine büyük önem verdik­leri için kıza her çeşit iyi eşya alınır. Bu eşyalar kızın kendi evinde kullanacağıeşyalardır (Köse 2001: 125).Kazakistan'da çeyize önem verildiği için kızın şapka, altın, kıyafet, tabak, ça­nak gibi pek çok çeyizi olur. Kızın çeyizi, oğlan evinden gelenlerle birlikte gönde­rilir (K2).
Türkiye'nin hemen hemen her yerinde olduğu gibi Elazığ'da da kızın çeyizi, oğlan evi tarafından alınıp yeni evine götürülür. Oğlan evi gelip çeyizi almadan, kız tarafı çeyizi götürmez.
Kazakistan'da kız tarafı yatak, yor­gan, yastık yapar. Kız annesi kızın bütün ev ihtiyacını hazırlar. Örtüleri, güzel de­senlerle, örneklerle işler. Kız evi kızları­na dört mevsimlik kıyafetini baştan aşa­ğı çeşit çeşit alırlar. Bunlar mağazadaki gibi sergilenir (K3). Türkiye'de de kızın ailesi tarafından el işleri, yatak, yorgan gibi işler yapılır ve bunlar "çeyiz serme" adı altında sergilenir. Türkiye'de el iş­leri sergilenirken,
Kazakistan'da daha çok kıyafete ağırlık verilir. Elazığ'da kız tarafı kızın çeyizini serer. Bu durum­da da çeyiz görmeye gidenler hediyeler götürürler. Kız, düğünden sonra bu çe­yizlerin bir kısmını kendisi kullanır, bir kısmını da damadın yakınlarına dağıtır. Elazığ'da kızın çeyizine paha biçilir ve onun değeri ayrıntılı bir şekilde yazılır. Çeyiz, kızın kendi değeri, güvencesidir. Ayrılma gibi bir durumda kızın çeyizinin değerini oğlan evi ödemek zorundadır (K1). Bingöl'de de gelin olacak kızın dan­tel, oya, mutfak eşyası, mobilya vs. gibi
çeyizi vardır (Alay 2003: 20).
Kadirli ve Sumbas'ta da kız doğ­duğu günden düğüne kadar çeyiz hazır­lıkları yapılır. Kızın çeyizi oğlan evine götürülür ve çeyiz serilir. Çeyiz götürü­lürken gelinin erkek kardeşi sandığın üzerine oturarak oğlan tarafından paraalır (Şimşek 2003: 142-143).
Kayseri'de
de kız evinden kızın eşyaları alınmaya gidildiğinde sandık açılmadan kız tara­fından birileri sandığın üzerine oturur, gelin evden çıkmadan önce kapı kilitle­nir, bunun üzerine oğlan evinden bahşiş istenir (K5). Kars Sarıkamış'ta arma­ğan, Gümüşhane Kelkit'te erkek tarafı­nın kız tarafına verdiği eşya olarak ge­çer ki bunun genel adı "halât"tır. Halât bölgelere göre el değiştiren hediyelerdir. Bazen damadın geline, bazen damadın, kızın erkek kardeşine verdiği hediyedir. Erzincan'da kız tarafının yakın akraba­ları için erkek tarafından aldığı hediye­lere ise "haliyet" denilmektedir (Aksoy 1996: 126-127).
Elazığ'da da bu âdet "gardaş haleti" olarak bilinmektedir. Gelinin kardeşine, tabanca, para ya da elbiselik kumaş hediye edilir. Kardeşe hediye verilmezse; kardeş, kız kardeşini yani gelini içeriye kapatır ve geri vermez
(K4).Çeyizde hazırlanan en güzel hediye­ler kayınvalideye verilir. Çünkü oğlanı o büyütmüştür. Damat bohçası da en gü­zel bohçadır. Özenip bezenip hazırlanır. Bohçada, gelinin bizzat kendi elleriyle işlediği hediyeler vardır (K4). Bu da geli­nin oğlana verdiği değeri, sevgiyi göster­mesi bakımından önemlidir. El emeği ve göz nuruyla işlenmiş en güzel hediyeler damada sevgiyle sunulur.Kazakistan'da ve Türkiye'de çeyiz hazırlıkları, çeyiz serme ve çeyize hedi­ye götürme aynıdır. Kız tarafı, kızlarının kullanacağı ve erkek tarafına verilecek hediyeleri önceden hazırlar. Bu hediye­ler, düğünden sonra erkek tarafına, dü­ğünde getirdiği hediyeye göre dağıtılır.

4. DÜĞÜN ÖNCESİ

En önemli aşama olan düğün mera­simi gerçekleşmeden önce hem kız tarafı hem de erkek tarafı birtakım hazırlıklar yapar. Bu hazırlık aşamasında da hedi-yeleşmeler olur. Ayrıca düğündeki hedi-yeleşmeler için ön hazırlıklar tamamla­nır.Kazakistan'da kız, düğünden önce akrabalarını görmeye, onlarla vedalaş­maya gider. Akrabaları hediyeler verir­ken kız da orada mutlu günler geçirdi­ğini, onları çok sevdiğini ve özleyeceğini anlatan acıklı şarkılar söyler. Gelini al­mak üzere oğlan evinden gelirler. Güne­şin doğuşuyla birlikte gelini oğlan evine gönderirler. Böylece yeni doğan günle birlikte yeni bir hayata da başlamış olur­lar. Oğlan evinden gelenlerin sayısı 5, 7, 9 gibi tek sayıdadır. Güneş doğana ka­dar eğlence yapılır ve herkese hediyeler dağıtılır. Damat, kızı alınca arkadaşları ve yakınları; "Ne kadar süslüsün." diye damadı kızdırırlar.
Damadı kızdırmak amacıyla kendisi, atı ve giysisi için her türlü kötü veya mizahi şey söylenir. An­cak bu arada damadın hiç sesi çıkmaz, sesini çıkarırsa ceza verilir ve ondan he­diye istenir. Ayrıca damat, hediye olarak bütün çocukları atıyla gezdirir, kim ne hediye isterse onu vermek zorundadır (K6).
Kazakistan'da damat, düğün için büyük baş hayvan, çerez, pahalı kumaş, çay gibi hediyeler getirir. Ayrıca kızın annesine, temiz süt emzirdiği ve kızını bugünlere namuslu bir şekilde getirdiği için süt hakkı olarak hediye verir ve an­neye, istediği hediyelerden alır. Kızın ba­basına da at, deve gibi hediyeler götürür. Damat, düğün için istenilen hediyeleri getirdikten sonra kızı gizli bir şekilde görme hakkına sahiptir. Aslında herkes bu görüşmeyi bilir, ancak yine de gizli bir şekilde görüşülür. Damadın geleceği önceden bilindiği için sofra kurulur. Bu sofrada da bütün akrabalarla tanışma ve karşılıklı olarak hediyeleşme olur.Kız ve oğlanın ilk görüşmesinde kız, namuslu, temiz olduğunu göstermek amacıyla oğlana baş örtüsü, kardeşleri­ne de ayrıca hediyeler verir. Damat ise kıza değil ama yanındaki akrabalarına hediyeler verir (K2).
Evlenmeden önce "yörük" adında bir çadır hazırlanır. Oğ­lan, kızı görmek ve yakından tanımak amacıyla oraya girer. Girerken kapıda bekleyen kadına hediyeler verir. Bu bu­luşmadan sonra kızın annesi ve babası oğlana at ve ata giydirilmek üzere giy­siler verir. Oğlan da bunları düğünde kullanır (K2).
Kazakistan'da evi erkek tarafı, evin içindeki bütün eşyaları da kız tarafı alır. Erkek tarafı ayrıca binek olarak at veya araba da alır (K7)
.
Elazığ'da düğünden önce "pazar­lık" adı verilen alışverişte geline ihtiyacı olan her şeyin (altın, kıyafet, ayakkabı, çanta, çamaşır vs.) en iyisi alınır. Ayrıca gelinin anne ve babasına, kardeşlerine de hediyeler alınır. Kız tarafı da alınan bu hediyelere karşılık, damada bir bohça hazırlarlar. Bu bohçada elbiselik kumaş, gömlek, pijama, iç çamaşırı, çorap, sec­cade, havlu, işlenmiş mendil gibi hediye­ler yer almaktadır.Eskiden misafirleri düğüne çağır­mak için davetiye yerine okuntu dağıt­ma geleneği uygulanmaktaydı. Günü­müzde davetiyenin yaygınlaşmasıyla okuntu dağıtma geleneği yok denecek kadar azalmıştır.
Bu gelenek, Kadirli ve Sumbas'ta da sadece dağlık köylerde devam etmektedir. Okuntu olarak yakın akrabalara daha çok elbiselik kumaş gönderilirken, diğer davetlilere basma, baş örtüsü, havlu, çorap, bardak gibi hediyeler gönderilir. Okuntu ile düğüne davet edilenler, okuntunun büyüklüğü­ne göre hediyeler götürürler. Kız evine daha çok evde kullanabilecekleri eşya­lar, erkek tarafına ise küçük baş hay­van, fasulye, çay gibi gıda ürünleri ya da para götürülür. Bazı bölgelerde okuntu dağıtan okuyucuya da hediyeler verilir
(Şimşek 1993: 142). Yozgat'ta da insan­ları düğüne çağıranlar, misafirlere hem akide şekeri dağıtır hem de düğün tari­hini ve saatini söylerler (Rayman 2004: 308). Elazığ'da misafirleri düğüne çağı­ran kimselere de bulgur, yumurta, çay, şeker gibi hediyeler verilir. Bu kimsele­re "okucu" denir. Genelde durumu kötü kimseler seçilir ki okucu adı verilen bu kimseler bir kısım ihtiyaçlarını gidersin(K4).Elazığ'da düğünden önce erkek ta­rafından bir grup, kız tarafına gider. Orada kına gecesi  yapıp eğlenirler ve o gece orada kalırlar. Ertesi gün de dünür-cüler gelip, gelini alıp dönerler. Gelini alırken kız tarafının evinden herkes bir eşya alır. Daha çok metal eşyaları alma­ya özen gösterirler. Kız tarafı bu âdeti bildiği için evdeki her şeyi saklar. Bunun üzerine genellikle duvardan bir çivi çıka­rılır ve kızın yeni evinin duvarına çakılır (K4). Bunu yapmalarının sebebi de geli­nin evine çivi gibi bağlı ve sağlam olma­sını sağlamaktır. Duvardan çıkardıkları çivi, kızın gücü ve ağırlığıdır. Bir bakıma onun baba evine bağlılığı, baba evindeki gücü de alınmaktadır. Gelinin evlendik­ten sonra baba evine sık sık gitmesi hoş karşılanmaz. Onun için de bu âdet uygu­lanır. Çivinin duvara bağlılığı gibi kızın da evine bağlı olması arzu edilir.
Kadirli ve Sumbas'ta da gelin götürülürken âdet olduğu üzere kız evinden küçük bir mut­fak eşyası çalınır. Bu eşya daha sonra geline para karşılığında verilir (Şimşek 1993: 149). Gelinin evinden alınan eşya­nın uğur getireceğine inanılır.
Kazakistan'da yapılan düğünlerde gelini almaya geldiklerinde kız, arkasına yani geçmiş hayatına hiç bakmayacaktır. Önünde oğlan tarafı, ortada kız tarafı, ar­kada da genç, yakışıklı bekârlar vardır. Köylerden atlarla geçilir. Bazıları alayı durdurup hediye isterler. Daha çok kızın annesinden hediye istenir. Asıl amaç ise yeni evlenenlere mutluluk dilemektir (K1).
Türkiye'de bu gelenek hâlâ devam etmektedir. Buna da "yol bağlama" den­mektedir. Gelin ve damadın akrabaları ya da gelin alayı durdurulup para, hedi­ye istenir. Bu sebeple damadın yakınları da kendilerini durduran kimselere ver­mek üzere önceden zarflar içine paralar koyup hazırlarlar. Ancak çoğu zaman gelin alayı para verse de alayı durduran kimseler para almaz, mutluluk dileyerek yollarına devam etmelerini isterler.
Elazığ'daki eski âdetlere göre dü­ğünden önce gelinliği ve gelinin elbi­selerini dikmek üzere eve terzi gelir. Terzi ortaya kumaş koyar ve "makas kesmiyor" der. Hem kızın hem de oğla­nın annesi makas parası atarlar (K4). Günümüzde ise gelin arabasının kapısı açılmaz, pastayı bıçak kesmez, kamera çekmez, kaset kameradan çıkmaz, davul çalmaz gibi değişik yollara başvurularak para istenmektedir.
Kazakistan'da düğünden önce kızı almaya giderler. Kızı yolcu etmek için mahalleden, köyden bütün yakınlar ge­lirler, şarkılar söyleyip, eğlence yapar­lar. Kızı vermemek için her türlü zorluk çıkarılır ve bu zorluklar para ya da he­diyelerle atlatılır. Kızı ilk defa göster­mek için para veya hediye istenir. Kız "sınsuğ" adı verilen acıklı şarkılar söyler ve herkesi ağlatır. Kız, evinden ayrılır­ken arkaya bakmadan gitmelidir. Kazak Türklerinde buna çok önem verilir. Eğer arkaya dönüp bakarsa geri döneceğine inanılır (K3). Elazığ'da da buna benzer olarak düğünden önce kına gecesi yapı­lır. Bu gecede gelinin avucuna kına yakı­lır. Bu şekilde gelin, kocasına adanmış, ona verilmiş kabul edilir. Kayınvalide, sembolik olarak elini açmayan geline, avucunu açması amacıyla altın verir. Geceye gelenlere de kına hediye edilir. Avuç içine yakılan bu kınanın şifa, ha­yır, bereket, uğur getireceğine inanılır.
Kazakistan'da gelinin söylediği acıklı sınsuğlara karşılık Elazığ'da da kına türküleri yakılmaktadır.
Kazakistan'da gelin eskiden atla, günümüzde ise arabayla alınıp erkek evine getirilirken yüzüne de kayınvali­desi tarafından büyük beyaz bir başör­tüsü örtülür. Bu beyaz örtü, temizliğin, saflığın, paklığın sembolü olur. Gelin de oğlan evine temiz, saf, iyi olarak gelsin denir. Gelin, perdelerle süslü bir yer­de başındaki örtüyle oturur. Yanında arkadaşları ve kendi akrabalarından genç kızlar vardır. Hava çok kararma­dan kızın yüzünü açma merasimi olur. Bu merasimi ozan yapar. Ozan, ailenin büyüklerinden başlayarak aileyi tanıtır. Tanıtma sırasında selamlaşma da olur. En büyükten en küçüğüne kadar herke­se selam verir, sonra yüzü kayınvalide tarafından açılır. Gelinin yüzü ilk açıl­dığında karşısında kimi görürse onunla arasının çok iyi, çok tatlı olacağına ina­nılır. Bu bakımdan da gelinin yüzü, ka­yınvalide tarafından açılır. Selamlaşma sırasında isimler söylendiği için ozanın önündeki tabağa para bırakılır. Yüz aç­maya "bet aşar" denir. Gelinin yüzü açıl­dıktan sonra başına küçük bir örtü örtü­lür. Yeni gelinin başı açık olmaz. Yeni evlendiği belli olsun diye böyle bir örtü örtülür. O akşam gençler ve büyükler ayrı ayrı oturur. Amaç eğlencedir, ama bu arada gelinin elinden ilk çayı içilir. Bu şekilde gelinin marifeti ölçülür. Ge­lin çay verince büyükler de dua ederler. Çaylar bitince de tepsiye para bırakılır. Bu paranın da eve ve yeni evlilere bere­ket getireceğine inanılır (K3).Düğün öncesinde gerçekleştirilen hediye uygulamaları da kız isteme, söz kesme, çeyiz safhalarında olduğu kadar anlamlıdır. Düğüne karar verilip, düğün oluncaya kadar her aşamada hediyeleş-me devam eder.

 5. DÜĞÜN

Aile kavramı ve aile kurmanın Türk kültüründe kutlu bir yeri vardır. Çünkü gelişmiş bir toplum olmanın ilk şartı aile kurmak ve bu aile düzenini en güzel şekilde devam ettirmektir. Yeni bir ev, aile anlamına gelen evlilik ve öncesin­deki düğün ve düğün hazırlıkları da bu bakımdan çok önemlidir. İnsanlar çocuk­ları doğduğu andan itibaren onların dü­ğünü için çalışır, hazırlıklara başlarlar ve düğün günü gelip çatınca her şeyin en iyisini, en mükemmelini sunarlar.Kazakistan'da maddi durumu çok iyi olmayan ailelerin düğünü bile bolluk içinde geçer. Düğünlerde her çeşit yemek vardır, sıcak yemekler bile dört-beş çe­şittir, âdeta kuş sütü eksiktir. Yüz açma merasiminden sonra bazıları düğünü aynı gün, bazıları da ertesi günü yapar. Düğüne en az bin kişi katılır. Gündüz, çeşitli eğlenceler yapılır. Bu eğlencelerin merkezinde de at vardır. At yarışları eğ­lencelerin en önemlisidir. At yarışların­dan birinci gelene çok güzel hediyeler verilir. Erkekler beğendikleri bir kızı atla belli bir mesafeye kadar kovalarlar. Ödül olarak da beğendikleri kızı öperler. Eğer erkek, kızı yakalayamazsa bu sefer de kız, oğlanı kamçıyla kovalar. Mera­simlerden sonra akşama düğün yapılır(K3).Kazakistan'da yapılan düğünlerde erkek tarafı, geline tay verir. Geline yaş­lı olmayan bir at verilmesine dikkat edi­lir (K7). Atın gençliği, asilliği, zerafeti ile gelin arasında bağlantı kurulur. Gelin ve damadın uzun ömürlü olması, at gibi asil ve huzurlu olmaları için tay hediye edilmektedir.Kazakistan'da yapılan düğünlerde yeni evlilere kim ne hediye götürürse onun bir fazlasıyla gelmesi gerekir. Bire iki gelme âdeti vardır. Çocuklarına da bir fazlası gelsin diye gelen hediyeden bir fazla hediye gider. Hediyeler sürekli artarak devam eder. Düğünler olabildi­ğince zengin yaşanır. Âdeta yok yoktur(K7).Bingöl'de düğüne gelen davetliler, kız evine ve oğlan evine hediyeler gö­türürler. Kız evine daha çok mutfak ve süs eşyası, oğlan evine ise koyun, keçi, kuzu, yağ, şeker, hububat veya para ve­rilir (Alay 2003: 19). Akşehir ve Sivas'ta düğün akşamı oğlan evinde yemekler ve­rilir buna "baba canı" veya "can görme" denir. Amacı da geçmişlerin ruhlarınıAnmaktır. Elazığ'da düğün sırasında geline altın ve para gibi hediyeler takılır. Ayrı­ca gelinin başından aşağı üzüm, leblebi, para, renkli şekerler hediye olarak atılır. Düğün gecesi ise damat tarafından geli­ne "yüz görümlüğü" adı verilen oldukça değerli bir hediye verilir. Yüz görümlüğü almayan gelin, yüzünü damada göster­mez (K1). Kadirli ve Sumbas'ta yapılan düğünlerde damat, düğün gecesi geline yüz görümlüğü takarak yüzündeki örtü­yü açar (Şimşek 2003: 153). Kayseri ve çevresinde de düğüne çağrılan davetliler hem geline hem damada para ya da altın gibi hediyeler verirler (K5).Kazakistan ve Türkiye'de düğünler zenginlik içinde yapılmaktadır. Düğün­lerde bolluk ve bereketin simgesi olarak ziyafet vermeye özen gösterilir. Düğün­de yeni evlilere mutlaka hediye takılır. Takılan bu hediyeler de gelin ve dama­dın bazı ihtiyaçlarını karşılar. Düğün merasimi büyük bir zenginlik içerisinde yapıldıktan sonra da hediyeleşme karşı­lıklı olarak devam eder.

6. DÜĞÜN SONRASI

Düğün merasimini layıkıyla yeri­ne getiren erkek tarafı ve kız tarafı için hediye alışverişi bitmemiştir. Düğün bit­tikten sonra gelin, öncelikle oğlan evine daha sonra da akrabalarına hediyeler verir.Kazakistan'da gelin sağ ayakla eve girerken erkek evi tarafından gelinin ba­şından aşağı hediye olarak paralar atı­lır. Oğlanın annesi orada bulunanlara bir parça beyaz kumaş verir. Onlar da bu parçayı eşit bir şekilde paylaşırlar ve evlerinde sürahilere bağlarlar. Bunu evdeki dişi hayvanlarda bereket olsun, sürülerin nesli devam etsin diye yapar­lar. Damat, kızın annesini evine geri gö­türür, bu arada annesi de damada tekrar hediye verir (K2).
Elazığ'da düğün biti­minde gelin eve girmeden önce damat gelinin başından hediyeler atar. Bu he­diyeleri de etraftaki çocuklar toplar (K1). Atılan bu paralar mutluluk ve bereketin sembolüdür.
Kazakistan'da düğünden sonra "ku-dalık" başlar. Bu, ailelerin birbirleriyle iyice tanışmasıdır. Düğünden sonra da­madın bütün akrabaları gezilir. Bu gez­melerde kızın ailesine kürkten başlamak üzere değişik hediyeler verilir. Kızın ailesi de onlara hediyeler getirir. Hedi­ye olarak daha çok kıyafet başta olmak üzere hayvan vb. hediyeler de götürülür. Bir müddet sonra kız tarafına gidilir. Aynı hediyeleşme orada da devam eder. Kazakistan'da gelin ve damattan daha çok ailelere ve ailelerin kaynaşmasına önem verilir. Herkesin evinde mutlaka yemekler yenilir, hediyeler alınıp verilir. En değerli hediye at olmakla birlikte ba­zen deve de hediye olarak gider. Az gelir­liler koyun da götürebilirler (K3).
Yozgat'ta düğünden sonra gelin, misafirleri uğurlarken onların ellerini öper. Gidenler de geline para takarlar. Bu para geline harçlık olur (Rayman2004: 296).Elazığ'da da kız ve erkek tarafının aldığı hediyeler akrabalara gösterilir. Erkek tarafının aldığı hediyeler, daha çok sergilenerek gösterilir. Gelenek za­yıflamış olsa da düğünden sonra yüz açı­mında gelin, erkek tarafının almış oldu­ğu kıyafetleri giyer ve kendisini görme­ye gelen misafirlere gösterir. Elazığ'da düğünün ertesi günü "yüz açımı" adı verilen gün vardır. Bu günde gelin, er­kek tarafının aldığı kıyafetleri giyer ve kendisini görmeye gelen misafirlerle gö­rüşür. Misafirlerin başına hediye olarak gelinin çeyizinden alınan yazmalardan örtülür (K4).Elazığ'da düğünden 15 gün sonra kız evi yeni gelinin evine gelir, sandık açılır ve oğlan evine çeyiz dağıtılır. San­dıklarda oyalı yazmalar, havlular, el işi örtüler, yün çoraplar vs. vardır (K4).
Kazakistan'da oğlanın köyünden gelen bekâr yetişkin kızlar yeni evlile­ri tebrik etmek üzere gelirler ve yüzük, küpe gibi 'kuttık' (kut getiren hediyeler) adı verilen hediyelerden isterler. Çünkü yeni gelinin eşyaları uğur getirir. Oğla­nın annesi, yeni gelinin, hangi eşyayı isterse akrabalara vermesini ister. Bu şekilde de gelinin kibarlığı, cömertliği öl­çülmüş olur. Düğünden sonra da damat, kızın anne ve babasına gider ve hediye­ler götürür (K6).
Elazığ'da da gelinin çi­çeği, ya da yüzüğe takılı olan kurdeleden bir parça alınır. Ayrıca gelin evindeki eşyalardan tabak çanak ne varsa alınır. Bütün bunların uğur getireceğine, bekâr olanların kısa zamanda evleneceklerine inanılır.
Elazığ'da düğünden sonra kız evi, oğlan evine su böreği, kuzu kızartma ve baklava gönderir. Gelinin ve damadın arası tatlı olsun diye özellikle tatlı gön­dermeye dikkat edilir. Yemek yendikten sonra damat, sadıçla birlikte kız evine el öpmeye gider. Damada ne verilirse sadı-ca da aynı hediyelerden verilirKazakistan'da düğünden sonra ge­linin evine gelenler yeni evlilere destek vermek amacıyla ev için hediyeler ge­tirirler. Oğlanın babası da oğluna mal mülk verir. Böylece oğlan, babasından kopmuş, yeni bir hayat kurmuş olur. O zaman da tek başına ayakta durabildiği­ni göstermek için etrafındakilere büyük hediyeler verir (K2).
Gelin, erkek tarafının akrabalarını gezdiğinde ve yemek yaptığında büyük­ler geline hediyeler verirler. Gelin özel­likle kendisine verilen gümüş paraları saklar ve ilk çocuğu olduğu zaman gü­müş paraları çocuğun ilk yıkama suyuna atar. İnanışa göre su, bu şekilde mikrop­lardan arınmış olur. Paraları da çocuğu yıkayanlar paylaşırlar (K2).
Düğünde kutsal olarak kabul edilen para eve, ak­rabalara, çocuklara kadar uzanmakta­dır. Bu da Kazakistan'da düğünlerdeki hediyenin kutsallığını göstermektedir.
Kadirli ve Sumbas'ta da düğünden sonra gelin ve damat, kızın ailesinin ya­nına gider. Bir süre sonra da kızın an­nesi hediyeler alarak kızının arkasından hayırlıya gider (Şimşek 2003: 153).
Sonuç olarak, Kazakistan'da ev­lenmeye bağlı olarak uygulanan hediye âdetleri ile çok hacimli olmaması sebe­biyle Türkiye'nin sadece bazı illeriyle karşılaştırdığımız hediye âdetlerinin büyük benzerlik gösterdiğini hatta he­men hemen aynı olduğunu söylememiz mümkündür. Coğrafya olarak sınırlar çizilmiş olsa da, insanlar birbirlerinden uzakta farklı bir hava teneffüs edip, fark­lı şartlarda yaşasalar da aynı geçmişten gelmeleri, aynı dili konuşup, aynı tarihi yaşamaları, kültürlerinin ortak olmasını sağlamıştır. Dolayısıyla Türk kültürünü değerlendirirken bağımsız ve sınırları olmayan bir kültür coğrafyası çizmek yerinde olacaktır. Türkiye'nin en büyük yerleşim merkezlerinden en küçük yer­leşim yerlerine kadar oldukça benzeşen gelenek ve görenekler, Orta Asya'ya, hatta sınırları tahayyül bile edilemeyen bir coğrafyaya uzanmıştır.Evlenmeye bağlı olarak uygulanan gelenek ve görenekler geçmişe oranla günümüzde zayıflamış ya da değişikliğe uğramış olsalar da bazı şehir ve köylerde bir    kısım gelenekler hâlâ canlı bir şekil­de yaşatılmaktadır. Özellikle teknoloji­nin çok fazla ulaşamadığı köyler, kültür unsurlarını yaşamakta ve yaşatmakta­dırlar.Kazak Türklerinde ve Türkiye Türklerinde evlenme süresince yapılan hediye alışverişi, gelin-damat ve onla­rın aileleri tarafından en güzel şekilde yerine getirilmeye çalışılır. Evlilik gibi kutsal bir kurum, hediyelerin güzelliği, zerafeti, asilliği, derin anlamı ile daha kutsal bir hâle gelerek insanları birleşti­rip bütünleştirme vasfına sahiptir. 


 KAYNAKLARAksoy, Mustafa (1996), Kültür Sosyolojisi Açı­sından Doğu Anadolu, İstanbul.Alay, Okan (2003), Bingöl'de Evlenme Âdetleri Üzerine Bir İnceleme, Elazığ. Yayımlanmamış yük­sek lisans semineri.Coelho, Paula (2004), Piedra Irmağının Kıyı­sında Oturdum Ağladım (Türkçesi: Aykut Derman), İstanbul.Çopuroğlu, Y. Cemalettin (2000), "Fırat Hav­zası Evlilik Kültürü I: Düğün Öncesi", Fırat Üniver­sitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 10 (2), Temmuz 2000, 163-193.Erdentuğ, Nermin (1977), Sosyal Âdet ve Ge­lenekler, Ankara.Ergin, Muharrem (2005), Dede Korkut Kitabı, İstanbul.Kenjeahmetulı, Seit (2000), Kazahskie Naro-dnie Traditsii i Obryadı (Kazakistan Halkının Gele­nek ve Törenleri), Almatı.Köse, Nerin (2001), Kazakların Gelenek-Göre-nekleri ile İnanç ve Pratikleri, Ankara.Rayman, Hayrettin (2004), Yozgat Folkloru, Yozgat.Şenocak, Ebru (2005), İbn Sînâ Hikâyeleri Üzerinde Mukayeseli Bir Araştırma, Elazığ. Yayım­lanmamış doktora tezi.Şimşek, Esma (2003), "Kadirli ve Sumbas (Osmaniye)'ta Evlenme Âdetleri", Folklor/Edebiyat, IX (34), Ankara. 135-155.
KAYNAK KİŞİLERAdı Sayadı /Yaşı/ Tahsili/ Mesleği / İli(K1) Aysel ÇETİNDAĞ, 64, Ortaokul, Ev hanımı, Elazığ(K2) Diana, ÇETİNDAĞ, 31, Üniversite, Ev hanı­mı, Ankara(K3) Elmira ŞENDURAN, 40, Üniversite, Sos. ve Kül. İş. Sor. Ankara(K4) Fatma ÇETİNDAĞ, 67, Ortaokul, Ev hanımı,Ankara(K5) Meryem YEDEK, 42, İlkokul, Ev hanımı, An­kara(K6) Metin ÇETİNDAĞ, 31, Üniversite, Tıbbî mü­messil, Ankara(K7) Yasin KIRMIZI, 27, Üniversite, Serbest, İ z -mir  

 

 

Favoriler

Siteyi Favorilere Ekleyin
Sayfayi Favorilere Ekleyin
Giris Sayfasi Yapin
Sayfayi Yazdir

Galeriden Seçmeler

Anket

Web sayfamızı beğendiniz mi?
 

Ziyaretci Sayisi

mod_vvisit_counterBugün324
mod_vvisit_counterHepsi298122
Bookmark and Share